Son yıllarda dikkat çekici bir dil değişimi yaşıyoruz. İnsanlar artık “canım sıkkın”, “keyfim yok” ya da “zor bir dönemden geçiyorum” demiyor. Bunun yerine çok daha hızlı ve kesin ifadeler kullanıyorlar: “Depresyondayım.” “Panik atak hastasıyım.” “Anksiyetem tuttu.”
Psikiyatrik kavramlar gündelik dilin içine bu kadar hızlı ve bu kadar kolay girdiğinde, iki farklı sorun ortaya çıkıyor. Birincisi, gerçekten ağır psikiyatrik hastalıklarla mücadele eden insanların yaşadığı durumun sıradanlaştırılmasıdır. İkincisi ise hayatın kaçınılmaz zorluklarının tıbbi bir tanıymış gibi etiketlenmesidir.
Hayat hiçbir zaman kolay değildi. Ama modern çağın insanı, hayatın zorluklarıyla baş etmek yerine onları hızla bir tanıya dönüştürme eğilimi gösteriyor. İş yoğunluğu artınca “tükenmişlik sendromu”, bir ilişki bitince “majör depresyon”, bir toplantı öncesi heyecan hissedince “panik atak” deniliyor.
Oysa psikiyatrik tanılar, sosyal medyada kullanılan etiketler değildir. Bir tanı; süre, şiddet, işlevsellik kaybı ve klinik değerlendirme gerektirir. Birkaç gün süren moral bozukluğu depresyon değildir. Kalp çarpıntısıyla gelen kısa bir kaygı anı panik atak değildir.
Sorunun daha çarpıcı tarafı ise şu: Tanıyı sahiplenmek kolay, çözüm için adım atmak zor. “Depresyondayım” diyen birçok insan düzenli uykuya geçmez, fiziksel aktiviteye başlamaz, terapiye gitmez, hayatındaki kronik stres kaynaklarını değiştirmez. Tanı bir tür açıklama haline gelir ama dönüşüm için bir çaba doğurmaz.
Modern insanın yeni savunma mekanizması belki de budur: yaşamın yükünü bir hastalık etiketiyle açıklamak. Böylece sorumluluk biraz azalır, hayatın karmaşası daha anlamlı görünür. Fakat bu yaklaşım uzun vadede iki şeyi zayıflatır: dayanıklılığı ve değişme iradesini.
Oysa psikiyatri insanlara etiket vermek için değil, acıyı azaltmak ve işlevselliği artırmak için vardır. Gerçek depresyon, gerçek panik bozukluğu, gerçek travma sonrası stres bozukluğu son derece ciddi durumlardır ve profesyonel yardım gerektirir. Bu hastalıkların varlığı tartışma konusu değildir.
Ama hayatın her zor anını bir psikiyatrik tanıya çevirmek de sağlıklı değildir.
Belki de daha dürüst bir dile ihtiyacımız var. Bazen sadece yorgunuzdur. Bazen hayat zorlaşmıştır. Bazen hayal kırıklığı yaşıyoruzdur. Bazen de gerçekten psikiyatrik destek almamız gerekir hem de psikiyatrik tanıya ihtiyaç duymadan. Kişi psikiyatrik bir tanı almadan da hayatın zor dönemlerinde psikiyatrik yardım almaya, değişime açık olmalıdır.
Sorulması gereken asıl soru şudur:
Gerçekten hasta mıyız, yoksa sadece zor bir hayat mı yaşıyoruz?
Bu iki durum arasındaki farkı kaybettiğimizde, hem psikiyatrinin ciddiyetini hem de insanın dayanma gücünü aynı anda zayıflatmış oluruz.