Akran zorbalığını genellikle çocukların meselesi olarak konuşuruz. “Çocuklar arasında olur böyle şeyler” der geçeriz. Oysa bu cümle, sorumluluğu görünmez kılan en tehlikeli savunmadır.
Çocuk zorbalığı doğuştan getirmez, zorbalık öğrenilir.
Bir çocuk gücü nasıl kullanacağını evde öğrenir.
Öfkesini nasıl yöneteceğini evde öğrenir.
Farklı olana nasıl bakacağını evde öğrenir.
Eğer bir evde küçümseme sıradansa,
eğer bir sofrada başkalarıyla alay etmek mizah sayılıyorsa, eğer ebeveyn kendi öfkesini haklılık kılıfıyla meşrulaştırıyorsa,
çocuk okulda bunu yeniden üretir.
Zorbalık çoğu zaman güçle kurulan hastalıklı bir ilişkidir. Gücün empatiyle dengelenmediği yerde tahakküm doğar. Çocuk, kendini güçlü hissetmenin en kolay yolunu seçer: Birini küçültmek.
Burada kritik soru şudur:
Zorbalık yapan çocuk mu sorunludur, yoksa onun duygusal altyapısını inşa eden sistem mi?
Elbette mesele yalnızca aile değildir. Sosyal medya kültürü, rekabetçi eğitim anlayışı, başarıyı karakterden üstün tutan toplumsal değerler… Hepsi bu tabloya katkıda bulunur. Ancak çocuğun ilk aynası ebeveyndir. Çocuk, ebeveynin dünyaya bakışını içselleştirir.
Şunu da unutmamak gerekir:
Zorbalık yapan çocuk da çoğu zaman duygusal ihmalin ya da sert disiplinin mağdurudur. Empati gelişmemiştir çünkü empati ona da gösterilmemiştir. Öfke yüksektir çünkü öfke yönetimi öğretilmemiştir.
Bu nedenle çözüm, sadece okulda disiplin cezaları değildir.
Çözüm, ebeveyn farkındalığıdır.
Çocuğuna sürekli “haklı ol” mesajı veren bir ebeveyn, “güçlü ol ama adil ol” demiyorsa, “kazanan sen ol” derken “incitmeden kazan”ı öğretmiyorsa, istemeden de olsa zorbalığın zeminini hazırlar.
Belki de asıl soruyu şöyle sormalıyız:
Çocuklarımızın karakterini mi büyütüyoruz, egosunu mu?
Okullarda güvenli ortam istiyorsak,
evlerde güvenli duygusal iklimler inşa etmek zorundayız.
Çünkü çocuklar söylediklerimizi değil, olduğumuz şeyi taklit ederler.
AKRAN ZORBALIĞI MI? VELİLERİN KARAKTER YANSIMASI MI?
Dr. Cengiz Çelik
Yorumlar