Türkiye, Libya'ya asker göndermesine ilişkin tezkerenin Meclis'ten geçmesinin ardından Türk askerine Libya yolu açıldı. Bu kapsamda, Türkiye ve Libya arasında imzalanan deniz yetki alanlarının sınırlandırılmasına ilişkin anlaşmanın ve Türkiye'nin askeri anlamda bölgede bulunmasının önemine ilişkin değerlendirmeler de sürüyor.

            Türkiye'nin tezkereye ihtiyaç duyulmasına gerekçe olarak öngörülen tehdit tanımlaması ise şöyledir: Hafter kontrolündeki sözde Libya ulusal ordusunun Libya'da faaliyet gösteren Türk şirketleri ve Akdeniz'de seyreden Türk bandıralı gemilere yönelik oluşturduğu tehditlerdir. Bununla beraber Trablus'a yönelik saldırıların oluşturduğu istikrarsızlığın sivilleri tehlikeye atması ve yeni insani trajedilere yol açması IŞİD ve El-Kaide gibi terör örgütlerinin eylemlerine uygun bir ortam oluşturması ve kitlesel göçleri tetiklemesinin kaçınılmaz olmasıdır. Yani bunları göz önünü alırsak hükümet Libya'dan kaynaklanabilecek risklerin bertaraf edilmesi ve ulusal güvenliğe yönelik tehditleri önleme amacıyla Libya'ya gerekli olduğu durumlarda asker gönderme yetkisi talep etmiş ve bu yetkiyi elde etmiştir.

            Türkiye'nin asker gönderme noktasındaki temel hedefi Doğu Akdeniz'deki çıkarları başta olmak üzere hem bölgesel hem de küresel çıkarlarını korumak ve kalıcı hale getirmektedir. İşte tam bu noktada Türkiye'nin Libya ile imzaladığı anlaşmaların kalıcı bir şekilde sonuç vermesi ve Doğu Akdeniz'deki haklarının korunması ise Libya'nın istikrarına bağlıdır. Hafter'in başkent Trablus'u ele geçirme çabaları ve eş zamanlı olarak Türkiye'ye yönelttiği tehditler Libya'daki dengenin mevcut hükümet lehine değişimini gerektirmektedir. Bununla beraber Türkiye'nin Libya'da direkt olarak muharip bir rol üstlenmesi beklenmemelidir. Türkiye'nin orada oynayabileceği rol Libya hükümetine bağlı güçlerin eğitilmesi, organize edilmesi ve kurumların tekrardan inşa edilmesidir. Bunun için de mevcut çatışmanın durdurulması ve askeri dengenin Trablus hükümeti lehine sağlanması son derece önemlidir.

            Bu tezkerenin Meclis'den geçmesiyle beraber hem Libya sahasında hem de uluslararası arenada önemli hareketlenmeler gerçekleşmiştir. Hafter bir yandan Türkiye müdahil olmadan Trablus'u kontrol etmek için saldırılarını yoğunlaştırmış diğer yandan da Trablus şehir merkezine güneyden yaklaşmıştır ve Tarhuna'yı ele geçirmiş fakat fazla ilerleyememiştir. Doğu-Batı hattında Sirte'yi ele geçirmesi kendisi için bir kazanım olsa bile buradan ileriye geçememiştir. Uluslararası arenada ise Türkiye ve Rusya'nın gözetiminde yeni bir ateşkes sürecinin başlaması için yeni bir inisiyatif başlamıştır. Putin'in 8 Ocak'taki Türkiye ziyaretiyle liderler düzeyinde varılan ateşkes anlaşması teknik heyetler ve dışişleri, savunma bakanlıkları ile istihbarat düzeyinde daha geniş bir çerçeveye kavuşmuştur. 13 Ocak'ta Moskova'da Türkiye-Rusya gözetiminde Serrac hükümeti ile Hafter arasında başlayan müzakereler de bir anlaşma metninin oluşturulmasıyla sonuçlanmıştır. Serrac hükümeti metni imzalarken Hafter önce bu metni kabul etmesine rağmen daha sonra anlaşmaya imza atmadan Moskova'dan ayrılmıştır. Hafter yanlısı Temsilciler Meclisi Başkanı Akile Salih bu anlaşmayı kabul etmediklerini ve savaşın devam edeceğini beyan etmiştir.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Beyhan Aydogan 2020-02-12 23:40:36

Tarafsız bir yazı, gercekte olan olaylar ve neticeleri. Turkiye , Libya ya asker göndermekle dogrumu yoksa yanlismi yaptı ? Bu yazıda yazarın kendi fikri ni bulamadım. Yazar gercekleri sunarken bize düşünme payı veriyor.
Begendim