Bir deli gömleği içinde debelenip duruyoruz. Sigaradan alkole, her çeşit uyuşturucuya, fast fooddan trans yağa kolaya... Bizi hasta eden, süründüren,  öldüren bir sürü katile bağımlıyız.                              

Bu katil sürüsü tabii ki bunlarla sınırlı değil.                                                                                                                                                

Yediğimiz, içtiğimiz gıdalardaki sağlığa zararlı kimyasallar, toprağı havayı suyu çevreyi yaşanmaz hale getiren tarım ilaçları, zehirler, radyasyon... Hastalık üreten yaşam tarzı, bir taraftan bedensel sağlık ve hayatımızı yok ediyor, diğer taraftan ruhsal sosyal ve zihinsel benliğimizi dejenere ederek insanlık alemini zombiye dönüştürüyor.                                                                                                                                

Sağlık ve hayatı söndüren, vicdan, merhamet, ahlak ve adalet duygusunu yok eden bir yaşam tarzının kurbanıyız. Modern adı verilen bu yaşam tarzı, sanki dünyanın gelmiş geçmiş en büyük terör örgütü. Önüne çıkan, kendisine teslim olan milyarlarca insanı sigara, alkol, fastfood, kola, GDO, tarım ilaçları, sağlığa zararlı her çeşit silahla kanserden kalp damar hastalıklarına kadar bir sürü hastalıkla acımadan öldürüyor ve süründürüyor. Bilimsel yöntemlerle elde edilen rakamlar korkutucu:  Tarihin en büyük ve her yıl tekrarlayan katliamlarını yaşıyoruz. Bu terör değil mi? İnsanlık alemi yok edilirken kimsenin sesi çıkmıyor veya bunları yapanlara kimsenin gücü yetmiyor. Sağlık ve hayatın kökünü kazıyan bu soykırıma yardım edenler ise trilyon dolarları cebe indirmeye devam ediyor.                                                                                                                                                    

İnsanlık  aleminin üstüne çöken, milyarlarca insanı hasta eden, süründüren, katleden bu yaşam tarzı sanki bir deli gömleği. Bir türlü içinden sıyrılıp çıkamıyoruz. Sürekli debelenip çırpınmak kaderimiz. Dünya sağlık teşkilatı ve bilim dünyası bu tehlikeye karşı yıllardır sadece uyarıyor. Yaptırım yok. Sebeplerle değil, sonuçlarla uğraşıyoruz. Tabii ki başarılı olamayız.                                                                

Hastalıklı yaşam tarzı, tüm dünyada hastalıkların artışına yol açıyor.                                                                                      

Hasta sayısı ve ölümler hızla artıyor. Kalpten ölümlerde Avrupa, dünya ve olimpiyat şampiyonuyuz.                

Modern denilen yaşam tarzı hasta etme konusunda oldukça başarılı. Neden acaba? Dev süpermarketlerin, depo ettiği yiyecek ve içeceklerin raf ömrünü uzatan katkı maddelerine ihtiyacı var. Raf ömrünü uzatan katkı maddeleri ise bizim ömrümüzü kısaltıyor. Ülkemizde koruyucu önlemler yetersiz. 50 yaş altı kalp krizinde Avrupa şampiyonuyuz. Sigara kullanımında da birinciyiz.                    

Peşinden koştuğumuz modern ve çağdaş denilen yaşam tarzı, nasıl oluyor da bizi ve dünyamızı yok ediyor? Ne biçim çağdaş ve modern ki sonumuzu hazırlıyor.                                                                                      

Yediğimiz içtiğimiz her şey katkı maddesi dolu. Bunların çoğu tuz, yağ ve şeker deposu. Sağlığa zararlı janjanlı boyalı, gazlı, asitli, şekerli içecek ve katkı maddeleriyle beyin ve mideler yıkanıyor. İnsanlar sürekli bunlara özendiriliyor. Tabii ki herkesin kilosu artar, tansiyonu yükselir. Şehirler çevreyi kirleten sanayi ile dolu. Yoğun nüfus içinde filtreleri çalışmayan çimento ve hurda demir fabrikaları, oksijeni tüketirken çevreyi mahvediyor. İçme suyuna karışan kanalizasyon suları, oksijenimizi tüketen kirli sanayi, derelere akıtılan zehirler, toprağa gömülen zehirli variller, kimyasal atıklar, üstümüze çöken zehirli dumanlar, ekzoz  ve partiküller. Kamyonlar, tırlar şehirleri dizel egzoza boğuyor. Okul servisleri bile dizel. Halbuki dizelin sağladığı tasarruf, tedavi masraflarına bile yetmiyor. Sağlıksız çevrede yaşayan insanlar için kirli havayı içine çekmekten başka çare yok. Herkes seyrediyor. Dün ‘kim bu cennet vatanın uğruna olmaz ki feda’ diyorduk, bugün seyrediyoruz. Ciğerimize çektiğimiz hava, yediğimiz içtiğimiz her şey sağlığa zararlı partikül ve kimyasal zehir içeriyor. Çevre kirliliği, partikül, kanser ilişkisini bilen kaç kişi var? Bilim dünyası uyarıyor, kanser patlama yapmış durumda.  

Milyarlarca dolarlık kanser ilaçları ve cihazlarını ithal etmeyi marifet zannediyoruz. Kanser olduktan sonra bunlar tedavi etmiyor, sadece acı ve ızdırap içinde yaşadığımız süreyi belki uzatıyor. Marifet kanserojen  çevreyi  ve yaşam tarzını sağlıklı hale getirmek. Kanser olup modern cihazlarla, pahalı ilaçlarla tedavi olmaya mecbur muyuz? 

Önlemenin yolu bu soruyu çözmekten geçiyor: yaşam tarzı nasıl değişir?

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.