Saat epeyce geç olmuştu ve on bire gelmekteydi, 

Gönlüm ise benden bu saatte çay demlememi istedi.

Tanırdım kendisini, bir şeyler yazdırmaktı niyeti.

Üstelik poşet çaya razı değildi bizimki, illa ki demlenmeliydi.

Demek ki mesele ciddiydi.

Peki insan, bu zamanlarda ne yazabilirdi?

"Bedenimde değil, ruhumda sızı" diyordu ya Nesimi, işte hissettiğim tam olarak onun gibi bir şeydi.

"Karantina" desem itici bir kelimeydi.

"Ev hapsi" desem olmazdı, evim bunu duysa zoruna giderdi.

Zira "hapis" hoş olmayan bir ifadeydi ve insan kendi evine bunu layık görmemeliydi.

Sahi, evimiz hayatımızın neresindeydi?

Bu sürecin bir çok neticesi olacak gibiydi.Ancak kelimelerim beni herkesin bakmadığı bir yere götürecekti, belli.

Bu dönem, evimizi tanımamız için bir imkandı sanki.

"Evimin neresini tanıyacağım" diye soruyorsun değil mi?

Ev dediğin odalar ve eşyalardan ibaret değil miydi?

Değildi.

Ev, bizim kadim medeniyetimizin üstüne tir tir titrediği, toplumun ahlakını üzerine inşa ettiği, milletin gücünü oradan beslediği büyük bir değerdi.

Ev demek, aile demekti.

Ev, ilk mektep demekti.İlk medreseydi.

Ev, kimi zaman camiden bile daha kutsal olan bir mabeddi.

Ev demek, huzur demekti.Huzurun ana kaynağı idi.

Evinde huzur bulamayan ve kendini dışarı atmadan duramayanın asıl problemi huzurla ilgiliydi.

İnsan, kendini en çok evinde mutlu hissetmeliydi.

Çünkü insan, en çok evinde kendisi olabilirdi ve kendisini en çok evinde dinleyebilirdi.

Çünkü insanın halini en iyi kendisi bilirdi.

Kendi kendine konuşana ne denirdi bilmem ama insan kendisiyle dertleşebilmeliydi.

Oysa, kimbilir kaç tane insan, sırf kendi halinde olduğu için "asosyal" damgası yedi.

Ne yani, sosyal olabilmek için, illa başkasıyla mı konuşmak gerekliydi?

İnsan kendisiyle oturup hasbihal edemez miydi?

Ve insanın en özel sohbet yeri, evi değil de neresiydi?

Sahi, evimiz tam olarak neydi?

Evimiz, ailemizle birlikte sırat-ı müstakimimizdi.

Evimiz, sabrımızın sınandığı bir imtihan yeriydi.

Evimiz, sahip olduğumuz tüm nimetlerinin şükrünü eda etmemizdi.

Evimiz, bir dergah inceliğiyle nefsimizin ıslah edilmesiydi.

Evimiz, bizim inancımızın temel taşı, bizi biz yapan değerlerin tam olarak merkeziydi.

Evinde kalması gereken her insan, bundan lezzet almasını bilmeliydi.

..............

Saat epeyce geç olmuştu ve on bire gelmekteydi.

Gönlüm ise benden bu saatte çay demlememi istedi.

Tanırdım kendisini, bir şeyler yazdırmaktı niyeti.

Orhan DOĞANGÜNEŞ
06.04.2020

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.