GÖRÜNMEYEN ZİNCİRLER: İş Hayatında Mobbing ve Hukukun Koruma Kalkanı

Abone Ol

Modern çalışma hayatı, sadece fiziksel emeğin değil, zihinsel ve duygusal dayanıklılığın da test edildiği bir arenaya dönüştü. Çoğu zaman bir ofis masasında, bir fabrika bandında ya da bir bilgisayar ekranının başında, fiziksel bir şiddet görmeden ama ruhsal olarak her gün biraz daha eksilerek çalışan binlerce insan var. Hukuk literatüründe ve artık günlük dilimizde bu durumun adı net: Mobbing.

Mobbing, sadece bir "iş yerinde geçimsizlik" hali değildir. Bir çalışanın; sistematik, süreklilik arz eden ve kasıtlı bir biçimde dışlanması, aşağılanması, performansının haksız yere eleştirilmesi ve nihayetinde işten ayrılmaya zorlanması sürecidir. Yani mobbing, bir anlık bir öfke patlaması değil, zamana yayılan bir "yıldırma" stratejisidir.

Türk hukuk sistemi, bu görünmeyen şiddete karşı sessiz kalmamıştır. Türk Borçlar Kanunu’nun 417. maddesi, işverene "işçinin kişiliğini koruma ve saygı gösterme" borcu yükler. İşveren, sadece maaş ödemekle yükümlü değildir; aynı zamanda çalışanın psikolojik tacize uğramadığı, onurunun kırılmadığı bir çalışma ortamı sağlamakla da mükelleftir.

Peki, her kötü muamele mobbing midir?

Uygulamada en çok bu noktada yanılgıya düşülüyor. Bir yöneticinin bir defaya mahsus sert bir uyarısı veya işin niteliğinden kaynaklanan stresli çalışma koşulları doğrudan mobbing sayılmayabilir. Yargıtay’ın yerleşik içtihatlarına göre bir eylemin mobbing olarak kabul edilebilmesi için;

  1. Sistematik olması,
  2. Belirli bir süre devam etmesi (genellikle 6 ay ve üzeri kabul edilir),
  3. Çalışanı işten soğutma veya istifaya zorlama amacı taşıması gerekir.

İspatın Zorluğu ve "Makul Şüphe"

Mobbing davalarında en büyük engel, çoğu zaman bu baskının "dört duvar arasında" ya da kimsenin şahitlik etmeye cesaret edemediği ortamlarda gerçekleşmesidir. Ancak hukuk burada çalışana bir kolaylık sağlar. Yargıtay, mobbing iddialarında tam bir ispat değil, "mobbingin varlığına dair makul emarelerin sunulmasını" yeterli görebilmektedir. Alınan sağlık raporları, iş yerindeki görev değişiklikleri, haksız disiplin cezaları, dışlandığını gösteren e-posta yazışmaları veya benzer durumdaki çalışma arkadaşlarının beyanları bu noktada hayati önem taşır.

Mobbinge uğrayan bir çalışan; manevi tazminat davası açabilir, haklı nedenle istifa ederek kıdem tazminatını talep edebilir ve şartları varsa kötüniyet tazminatına başvurabilir.

Sonuç olarak; iş hayatı sadece bir kazanç kapısı değil, insanın onuruyla var olduğu bir alandır. Hiçbir hedef, hiçbir kâr marjı veya hiçbir kurumsal yapı, bir insanın ruh sağlığından ve onurundan daha kıymetli değildir. Mobbing, sadece bireyin değil, toplumsal çalışma barışının da düşmanıdır. Hukuk ise, bu sessiz çığlığın duyulduğu en güçlü kürsüdür.

Unutmayın; iş yerinde psikolojik taciz bir "yönetim tarzı" değil, bir hukuk ihlalidir.

Av.İhsan YILMAZ

14/05/2026