BU GİDİŞ NEREYE?

Abone Ol

Dünya, insanoğlunun rûhu ile bedeninin buluştuğu ve belli bir süre hayatını sürdürdüğü, türlü câzibeleri bulunan bir mekândır. Dünyanın hakikî yüzü, mü’minin her dâim uyanık olması gereken önemli bir gerçektir.

İnsanın dünya yolculuğu sayılı günlerden ibarettir.

Ama insan, her ânında yanı başında gördüğü, şâhit olduğu “ölüm” gerçeğinin bir gün kendisini bulacağını pek az düşünür. Bugün azgınlıkta haddi aşan insan, aslında tarihte de aynı azgınlık belasına müptela olmuş, Rabbini unutmuş ve çoğu defa isyan bataklığına saplanmıştır.

Bu yoldan çıkma sahnelerini bize haber veren Kur’ân âyetleri, hâdiseleri en güzel bir tasvirle anlatmıştır. Nuh -aleyhisselâm-’ın kavminin yaşadığı tûfan, Lût -aleyhisselâm-’ın kavminin muhatap olduğu helâk, Semûd Kavmi’nin dûçar olduğu felâketler; insanlık hâfızasında acı birer ibret tablosu olarak kalmaya devam edecektir.

Yaşadığımız sözde “modern dünyada” da aynı kendini bilmezlik ve aynı sorumsuzluk devam etmektedir. Dolayısıyla bugünün insanına sorulabilecek en hayatî soru; “bu gidişin nereye olduğu”dur.

Aziz kardeş, sadık dost, iyi günümün yoldaşı, kederli günümün sırdaşı güzel insan! Sen, ben, insanlık, bütün bir beşeriyet olarak, yıldızların ötesinden süzülen şu kutlu sorunun muhatabıyız.

İnsan, yeryüzünü îmar ve ihyâ etmek üzere gönderilmiştir.

Allah Teâlâ, insanı imtihan etmek üzere yaratmış; bu imtihanı kolaylaştırmak için de selîm bir fıtrat üzere, haram ve kötü şeylerden uzak duracak ahlâkta ve noksansız bir şekilde yaratmıştır.

Yine yeryüzünde fesat olarak bugün ekinin bozulmasını görüyoruz ki; topraktan bize verilen nebâtâtın genetiği ile oynanarak, gıdâ ve şifâ olması gereken sebze, meyve ve bakliyatın bir zehir ve silâh olarak milletler arasında fitneye sebep olmasıdır.

Müslüman sadece kendinden değil; yaşadığı yerdeki insanlardan, hayvanlardan, bitkilerden ve çevreden de mes’uldür.

Şayet biz bu sorumluluklarımızı unutarak, bize verilen bu imkânları tüketmeye ve yok etmeye devam edersek; büyük bir vebâlin altına girmiş olacağız.

İnsanın fıtrat üzere yetiştiği ilk ocak, ilk mektep; evimiz ve ailemizdir. Aile düzelirse insan, insan düzelirse de dünya düzelecektir.

Allah Teâlâ, bizleri yarattığı fıtrat üzere kalan ve o fıtrat üzere yaşayanlardan eylesin. Yarattığı bütün mahlûkata hürmet eden hassâsiyet nasip eylesin.